1973 yapımı filmde başrollerde Barbra Streisand ve Robert Redford'u görüyoruz. James Woods ufak rollerden birinde görülüyor.
Film 2. Dünya Savaşı'nın hemen öncesini ve sonrasını kapsayan bir dönemde geçiyor. Temel olarak, filmde okul yıllarından başlayarak iki genç arasındaki imkansız aşktan bahsediliyor. Robert Redford'un canlandırdığı Hubbell ve Streisand'ın canlandırdığı Katie birbirine neredeyse taban tabana zıt iki karakter. Hubbell'ın bütün derdi beğenilmek, rahat ve üzüntüsüz bir yaşam geçirmekken, Katie prensiplerine sıkı sıkıya bağlı, doğru ya da yanlış idealleri için sürekli çalışan ve kendini bu uğurda feda edebilecek bir karakter. Hubbell, üzülmemek için herşeyi şakaya vuran bir düşünce yapısına sahip, düşünmek ve düşünerek üzülmek, yıpranmak istemiyor. Yazdığı senaryo, yönetmen tarafından ne ölçüde bozulursa bozulsun, ses çıkarmıyor ve kabulleniyor. Kısacası, Hubbell güçsüz, köksüz bir karakter olarak tanımlanabilir. Katie ise devamlı olarak derneklerde faaliyetlere katılan, Amerika Komünist Partisi üyesi, oldukça politize ve düşündüklerini çekinmeden söyleyebilecek kadar da güçlü bir kişilik yapısına sahip. Tek istediği idealleri peşinde koşarken, Hubbell'la mutlu bir yaşam sürebilmek olan Katie'nin lükste, sahte kokteyllerde v.s. gözü yok.
İşte film temelde bu iki karakterin aşkları üzerine kurulu, fakat salt aşk filmi olarak değerlendirmenin yanlış olacağını düşünüyorum. Bir aşk öyküsü üzerinden, değersizleştirilmiş kişiliği yok edilmiş bir insanın karşısında, pensiplerine bağlı üstün nitelikli insanın vurgulanması olarak kabul etmek sanırım daha doğru olacak.
Artıları:
-McCarthy'nin senatörlüğü dönemindeki Komünist Avı'na değinilmesi, bu dönemi bilmeyenler için önemli bir bilgilendirme olmuş. Anadolu doğumlu bir Rum olan Elia Kazan'ın da bu dönemin işbirlikçilerinden biri olduğu hatırlanmalı
Eksiler:
-Klişeleşmiş yelkenli ile gezinti sahnelerinin olması
-Yahudilikle ilgili bazı propaganda unsurlarının her filmde olduğu gibi, bu filme de gereksiz yere yerleştirilmiş olması.