Zeki Demirkubuz'un son filmi olan Yeraltı'nı pekçok filmde olduğu gibi iki kez seyrettim. Filmin ayrıntılı, derinleme incelemesi Dostoyevski'yi de işin içine katarak Beyazperde dergisinde verilmişti. Benim yapacağım inceleme o kadar derinlikli olmayacaktır diye tahmin ediyorum.
Büyük bir Zeki Demirkubuz hayranı olduğum söylenemez, daha önce seyrettiğim tek filmi de Masumiyet'ti. Yeraltı'na inersek , başrol oyuncusu olarak Engin Günaydın'ı görüyoruz, bence bu rol için en uygunu seçimi yapmış Demirkubuz. Entellektüel, fakat bir yere gelememiş, memuriyete sıkışmış karakter, bir süre sonra çevresindeki sahteliğe isyan etmeye başlıyor ve deyim yerindeyse gerçekten Yeraltı'na iniyor. Anlayamadığım ya da anlamalandıramadığım, çevresindeki kokuşmuşluğa isyan eden karakterin, neden daha farklı boyuttaki bir kokuşmuşluk serüvenine sürüklendiği. Çevresindekilerin, eski arkadaşlarının onu küçümsemelerine isyan ederken, bir şekilde fuhuş yapan kadını ezme fırsatını da kaçırmıyor. Dolayısı ile, seyircinin onu haklı bulma yönelimini daha erken döneminde filizlenmeden kesip atıyor. Filmin esas olarak anlatmak istediği, "Her ezilen, fırsatını bulduğunda bir ezen olacaktır", yani ezen ve ezilen statik iki ayrı sınıf değildir.
Yönetmenin, "Ankara Sıkıntısı" gibi isimlendirmeleri ve çalıntı yapan yazarın ödül törenindeki cümlelerini seçimindeki amacı Nuri Bilge Ceylan'a gönderme de bulunmak, ama aralarındaki problemin ne olduğunu açık olarak bilmiyorum.
Bunun dışında karakter yıkanmak konusunda belli bir direnç gösteriyor. Kendini kokluyor, ama lavabo da koltuk altına su çalmaktan öteye gitmiyor. Film boyunca bir şekilde bu da sürekli vurgulanmış. Yönetmen bir şekilde insanın kendi kötülüğünün, kirlenmişliğinin farkında olduğunu, ama bunu düzeltmek için birşey yapmadığını somutlaştırmak istemiş diye düşünüyorum.
Yönetmenin, "Ankara Sıkıntısı" gibi isimlendirmeleri ve çalıntı yapan yazarın ödül törenindeki cümlelerini seçimindeki amacı Nuri Bilge Ceylan'a gönderme de bulunmak, ama aralarındaki problemin ne olduğunu açık olarak bilmiyorum.
Bunun dışında karakter yıkanmak konusunda belli bir direnç gösteriyor. Kendini kokluyor, ama lavabo da koltuk altına su çalmaktan öteye gitmiyor. Film boyunca bir şekilde bu da sürekli vurgulanmış. Yönetmen bir şekilde insanın kendi kötülüğünün, kirlenmişliğinin farkında olduğunu, ama bunu düzeltmek için birşey yapmadığını somutlaştırmak istemiş diye düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder