Etkileyici müzikleri ile aklımda kalan bir filmdi Sonbahar, Yusuf'un (Onur Saylak) tulum çaldığı odayı terkedip pencereden dışarıya odaklanan kamera cenaze alayını gösterirken, Yusuf aramızdan gitmişti, ölümünü anlatmak için dolaylı ama çarpıcı bir yöntem seçmişti yönetmen, müziğin de etkisi ile benim gibi sulu gözlüler çok yaş dökmüşlerdir diye tahmin ediyorum. Aynı filmi iki kez seyredip, iki sefer de aynı şekilde ağlamak biraz garip olsa da.
Karadeniz'in hırçın dalgalarının iskeleyi dövdüğü sahnede, dalgalar sanki yutacak gibiydi Yusuf'u, aslında Yusuf'un içinde kopan bir fırtına anlatılmak istenmişti, terkedilmişliğin ve çaresizliğin sebep olduğu bir fırtına.
Yusuf bir siyasi mahkum iken, Hayata Dönüş Operasyonu'nu bizzat yaşamış. Açlık grevine katılmış ve sağlığını düzelmezcesine yitirmişti. Çaresiz köyüne dönmüş, ana ocağına sığınmıştı. Gürcü hayat kadını ile yolları kesişmiş birbirlerine aşık olmuşlardı. Bir Türk Sinema klişesi olsa da göz ardı edilebilirdi. Hiçbirşey yapmadan, düşünerek suçlu olmak, ne kadar tanıdık olsa da benim için o kadar yabancıydı. Ve çaresizlik, insanı yiyip bitiren o çaresizlik, yitirilmişlik filmde o kadar iyi anlatılmıştı ki, filmin adı geçtiğinde gözlerim doluyordu Yusuf'un çaresizliğine.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder